Etiketler

, , ,

Image

Zaman yolculuğuna çıkıp 50 yıl öncesine ziyarette bulunsak ve zamane modern bir ofisten içeri ayağımızı atsak bizi bekleyen materyal sadeliği, imkan kısıtı ve olası sessizlik karşısında hayrete düşebiliriz. Ritmik bir şekilde kulağa gelen daktilo tıkırtısına arada sırada eşlik eden telefon zili ve çalışanların uğultusu belki de ofise dair en dinamik detaylarıdır. Böyle bir ortamda çalışanlar sizce aynı anda kaç iş yapıyorlardı? Dahası onlardan beklenen neydi? Haftada ortalama kaç görüşme yapmak, kaç rapor okuyup analizini çıkartmak ya da toplantılara iştirak etmek gerekiyordu? Tatminkar bir  performans gösterisi için bir çalışan tek bir gün içinde kaç farklı işi eş zamanlı olarak yapmalıydı?

 Multitasking Komedisi

Bu soruların net yanıtlarına ulaşmamış olsam da şeffaf ve yanlışsız bir ifade ile bugünün teknolojik ve kaotik iş ortamında 50 yıl öncesine kıyasla Süper Çalışan olarak nitelendirilebilecek bireyler talep görüyor. Çeşitli görevleri eşzamanlı olarak kotaracak kişiler ideal çalışan olarak değerlendiriliyor.Bu insanlara bir takım önerilere getirilerek aynı anda çok iş yapmanın bedelleri hafifletilmeye çalışılıyor. Bu davranış sisteminin getirdiği strese karşın meditasyon gibi tekniklerin iyi geldiği söyleniyor ve buna yönelik çalışmaların varlığından bahsediliyor. Gerçi alınan eğitimler, bilgisayar ve televizyonun etkisi ve içine doğulan sosyal ve teknolojik yaşam bu yoğunluk için elverişli zemin oluşturuyor gibi görünse de bilimsel veriler Süper Çalışan tezine geçit vermiyor. Çünkü son 50 yılda dünyanın baş döndürücü şekilde değişmiş olması beyinlerimizin de aynı şekilde değiştiği anlamına gelmiyor.

 Bölünmenin Bedeli Var

         İnsan beyninin üretim kalitesi dikkat ve konsantrasyon gücü ile paralel ilerliyor. Bu nedenle her seferinde tek bir işe odaklanma gerekliliği günümüzün kaotik yaşamını tolere etmiyor. Bu işleyişe inat aynı anda çok iş yaparım demenin tercümesi hiç bir işi tam anlamıyla yapamam üstelik de en basit görevlerde bile sınıfta kalırım demek. Bu gerçekten hareketle günümüz çalışanın ortalama bir gününe bakacak olursak:

  •  E- maillerin kontrolü ve büyük bir yığının arasından önemli olanların ayıklanarak değerlendirilmesi sırasında çalan telefonlara etkin bir şekilde cevap verilmesi.
  •  2 saat sonra yapılacak toplantı için hazırlık notlarının oluşturulması ve gelecek günlerde gerçekleşecek bir etkinlik ya da proje için önemli detayların gözden geçirilmesi.
  • Bunlar olurken öte yanda yönetici ya da departman arkadaşının sorduğu sorulara yanıt verilmesi, MSN’den iş ve özel içerikli mesajların okunarak cevaplanması.

Ancak bunlar sadece listenin en önemsiz öğeleri çünkü daha vizyoner çalışmalardan bu noktada bahsetmek mümkün değil. Zira daha yapılması gereken temel iş akışına geçilemedi.

Her bir işe başlarken hızla gelen yeni mailler, sorular ve teknik aksaklıklarla iki ileri bir geri giden bir temponun varlığı kendini hissettiriyor. Çözülmesi gereken acil sorunlar ya da bireyler arası gerginliğin yaşattığı konsantrasyon bozuklukları cabası…  Oysa ki iş yaşamı her çalışanın içindeki lideri görmek arzusunda olduğundan yaratıcı fikirler için de zaman lazım. Ofis dışı toplantılar, gelişim için yapılması gereken okumalar, sosyal paylaşım ağları ve ilişki yönetimine daha girmedim bile…

İş yapış esnasında yaşanan bu bölünmeleri ele alan bir çalışma Stefan Klein’in kaleme aldığı Yaşamın Hammaddesi Zaman: Bir Kullanma Kılavuzu isimli kitapta şu şekilde yer buluyor.

Kalifornialı çalışmabilimci Gloria Mark, yazılım şirketlerindeki çalışanların davranışlarını inceledi; araştırmacı bir kişi bir faaliyetten diğerine geçtiğinde, yeni bir yazıyı okumayı bırakıp yeni bir e-postaya baktığında bunu kaydetti. Böyle bir değişiklik kural olarak yirmi defadan fazla gerçekleşiyordu: Çalışanlar, bir konuyla ortalama üç dakikadan fazla geçekleşiyordu: Çalışanlar, bir konuyla ortalama üç dakikadan daha fazla ilgilenmeyi başaramıyorlardı (Gonzales ve Mark, 2004).

Görünen o ki beyinlerimiz yoğun iş hayatlarımız söz konusu olduğunda bize bazı bedeller ödetiyor. Klein’in kitabında yer verdiği bir başka çalışmada da bu görüşü destekleyen nitelikte:

Harvard Üniversitesi’nden psikolog Yuhon Jiang bu konuda etkileyici bir çalışma yürüttü. Öğrencilerin bir iş evresinde renkli haçları ve üçgen ya da daire gibi kapalı şekilleri bir defada eşzamanlı olarak teşhis etmelerini istedi. Bu seçkin üniversitenin genç akademisyenleri verilen görevi gülünesi basitlikte buldular. Ancak çok geçmeden, bu işi ne kadar yavaş yaptıklarını ve ne kadar hata yaptıklarını fark ettiklerinde, fikirlerini değiştirdiler. Gerçekten de katılımcıların, renkli haçları ve şekilleri aynı anda gördüklerinde bir düğmeye basmaları için bir saniyelik bir reaksiyon süresi gerekiyordu. Buna karşılık öğrenciler önce haçları sonra biçimleri art arda teşhis ettiklerinde iki kat hızlı hareket ediyorlardı. (Jiang 2004, Jiang Saxe ve Kanwisher 2003, Adcock 2000)


Yapılan tüm çalışmalar şunu gösteriyor ki  dikkati ne kadar bölerseniz o kadar verimsizleşirsiniz.  Douglas ve arkadaşlarının (2005) belirttiği üzere beyinlerimizin yürütme fonksiyonu memnunluk verici bir çalışma ortaya koyana kadar açıkça belirli bir süreye gerek duyar – ilkönce ısınması gereken bir motor gibi. Çalışma bilimcilerin araştırmalarına göre insanların çoğu birçok işin gerektirdiği konsantrasyona en erken 15 dakika sonra ulaşabiliyor.

Yani tüm çalışmalar aslında herkesin farkında olduğu bir gerçeğe çağrı yapıyor:

Yavaş ve yalın bir şekilde adım at ki istediğin yere en iyi ve hızlı şekilde ulaşasın.

Yazan: Özlem Duygu Çil

Ek Okumalar

1- http://www.psychologytoday.com/blog/brain-wise/201209/the-true-cost-multi tasking

2- http://www.inc.com/geil-browning/personal-productivity-refresh-your-brain-while-you-work.html

3- http://www.facultyfocus.com/articles/teaching-professor-blog/multitasking-confronting-students-with-the-facts/

4-http://www.psychologytoday.com/collections/201203/born-perform/the-key-efficient-multitasking-one-thing-time

About these ads