Etiketler

, , ,

Uyuduğumuz, dostlarımızı ağırladığımız, ilişkilerimizde mahremiyetimizi yaşadığımız, ailemizle paylaştığımız evimiz; yaşamımızı idame ettirmek ve üretim ihtiyacımızı karşılamak adına uzun saatlerimizi geçirdiğimiz ofisler; konakladığımız, toplandığımız, keyifli zaman geçirdiğimiz ve seyahatlerimizde ilginç deneyimler yaşadığımız oteller; sosyalleşme ihtiyacı da dahil olmak üzere pek çok ihtiyacımızı karşılayan alışveriş merkezleri; kültür ve eğlence mekanları, tasarlanan kamusal alanlar, yemek yediğimiz restoran ve kafeler, alternatif yatırımlar arasında yer alan okullar ve gittiğimiz hastaneler şeklinde başlıklandırılabilecek yaşam mekanlarının fizyolojik, güvenlik, ait olma ve değer ihtiyaçlarımızı karşılamada aldıkları rolün önemi zaten sıklıkla dile getiriliyor.

Kendimizi gerçekleştirme ihtiyacında oynadıkları rol ise daha fazla üzerinde düşünülmesi gereken bir başka konu.

Konut örneğinden gidersek 10 bin yıl önce Neolitik Çağ Dönemi’nde yaşayan atalarımız için bile evler salt barınma ihtiyacını karşılamıyordu. Daha evvelki dönemlerde yuvarlak çukur yapıların uzayarak dikdörtgen bir şekle kavuştuğu zamanda ev, ait olma duygusunu yaşatan bir yuva idi. Artan nüfus ve ortaya çıkan yönetimlerle konutların konumu ve yapısı statünün göstergesi oldu.

Bugün kabaca başımızı sokacak bir konut fizyolojik ve barınma ihtiyaçlarımızı karşılayabilir. Bir topluluğun üyesi olma, aidiyet duygusunu yaşama ihtiyacı bizleri içinde yer almak istediğimiz kitlenin kabul gördüğü konut tiplerine yönlendirebilir.

Maslow’un ihtiyaçlar kuramına göre bir mimar özgünlüğü, yeteneğine saygısı ve çalışkanlığı ile ortaya koyduğu konut projesi sayesinde kendini gerçekleştirme yolunda ilerleyebilir. Bir yazar, kendisinde büyük bir sistemin parçası olduğu hissi uyandıran mabedinde en iyi kitaplarını yazabilir. Bir yöneticinin çalıştığı ofis ya da sıklıkla konakladığı otellerdeki özgün deneyimleri yaşamının kırılma noktaları olabilir. Mekandan bağımsız deneyim, sahneden bağımsız oyun olamaz.

İnsana üretim yapan gayrimenkul sektörü de bu ihtiyaçların farkındalığında projelerini sunarken mutlu ve başarılı bireyler, keyifli aileler, yaratıcı çalışanlar, gülen çocuklar, sıcak dostluklar ve saygın insanlara atıfta bulunuyor. Seçilen tüm bu örneklemlerle ürettikleri ile yaşamlarımızda ne kadar önemli olduklarını ifade etmeye çalışıyorlar.

Burada sorgulanması gereken ise sektörün önemi değil, sektörün önemi ile orantılı olarak ne kadar iyi iş çıkardığı oluyor.

Ya Maslow Yanılıyorsa?

1940’lı yıllardan beri kabul gören ancak sürekli de tartışılan Maslow’un ihtiyaçlar kuramı geçerliliğini yitirirse gayrimenkul sektörü ne kaybeder?

Konut özelinden hareket edersek insanlığın en eski üretim alanlarından biri olan konut üretiminin önemi ve değeri elbette ki yara almayacaktır. Keza alışveriş merkezleri, ofisler ve diğer üretim alanları için de aynı şey geçerlidir.

Ancak burada ilginç olan Arizona State Üniversitesi’nden Douglas Kenrick ve Steven Neuberg’in yaptığı çalışmalarla Maslow’un ihtiyaç piramidinde yapılması gereken yenileme gereksinimini ortaya koymaları ve gösterdikleri geçerli nedenler.

İnsan doğasına uygun olacak şekilde ihtiyaç piramidin zirvesine eş bulma, eşi elde tutma ve ebeveynliği yerleştiren bilim adamları, yaratıcılığın bile aslında kazandırdığı statü ile eş bulma, koruma ve geleceğe yatırımda büyük etken rol oynadığı savunuyorlar.

Bu tez geçerli ise gayrimenkul sektörünün bu bilgiden nasıl faydalanacağı da ayrı bir merak konusu. En çarpıcı ofis binalarında çalışanlar, en beğenilen konutlarda oturanlar, iyi otellerde konaklayanlar sahip oldukları statü ve prestijle en gözdelerse ve temelde pek çok şey kendini gerçekleştirmeden öte eş ve ebeveyn olma odaklı ise pazarlama stratejilerini gözden geçirme vakti gelmiş denebilir.

Yazan: Özlem Duygu Çil