Etiketler

, ,

‘Shroom City, by Frederic St. Arnaud

İnsanlık tarihinin bildiğimiz karanlık yüzü savaşlardan ibarettir. Oysa ki uygarlıklar kaynak savaşlarında birbirlerini kıyam edenlerin değil, bilinmezliğin peşine düşen bilgi avcılarının eseridir. Tarihin farklı dönemleri, zamane cahilliklere meydan okuyan kahramanlarıyla kırılma noktası yaşamış ve bu sayede insanlık gelişimine devam etmiştir. Bu kırılma noktaları genelde acılıdır çünkü her yeni bilgi, güç odaklarının güvenliğini tehdit etme potansiyeline sahiptir. Dönemin güçsüzleri için ise her yeni bilgi, kabullendikleri güvenli sığınakların kabuklarının çatlaması anlamına gelmiştir. Dolayısıyla gelecek zamanların saygı duygulan figürleri, yaşadıkları dönemde genelde birer baş belası, asılacak, yakılacak, hapsedilecek ya da etkisiz hale getirilecek beyinler olarak algılanmışlardır. Bu insanların başına gelen her olumsuz olay belki de bilgiden korkmanın altyapısını hazırlamış ve meraklı zihinleri çiçek açmadan zehirlemiştir. İnsancıl psikolojinin babası Maslow, İnsan Olmanın Anlamı kitabında bu konuya değinir. Maslow, bilginin peşinde koşmanın bedelini şu sözlerle açıklar:

“Adem ve Havva ile dokunulmaması gereken, tehlikeli bilgi ağacı miti bilgiyi tanrılara özgü göre birçok kültürde koşuttur. Birçok dinde (diğer özelliklerin yanı sıra) bir entelektüalizm karşıtlığına rastlanır. İnanç ve dindarlık bilgiye yeğ tutulur ya da bazı bilgi türleri çok sakıncalı görülerek yasaklanır veya yalnızca bir grup insana özgü görülür. Birçok kültürde, tanrıların sırlarının peşine düşerek başkaldıran Adem ve Havva, Prometheus, Oeidipus gibileri ağır bir şekilde cezalandırılmış ve tanrıya öykünmeye kalkışabilecek diğer insanlara ders olsun diye sergilenmişlerdir.”

The Fall of Man and the Expulsion from the Garden of Eden – by Michelangelo

Bİlgİnİn Cİnsİyetİ

    Maslow kitabında kadınsılık ve bilgi arayışı ilişkisine de değinir ve kadınların farkında olmadan zeka ile erkeksilik arasında bir bağ kurduklarını belirtir. Bilinmeyeni araştırmak, incelemek, yeni keşiflerin peşinde koşmak erkek dünyasına aittir ve dünyayı maceraperest bir ruhla anlamaya çalışmak kadını kendinden uzaklaştırır.

Maslow, erkeklerin çekingen olanlarının bilgi arayışını da zayıf olarak nitelendirir ve fikirlerini şu şekilde paylaşır:

“Çekingen erkekler de araştırmaya ilgi duymanın gözü kara bir tavır olduğunu düşünür. Akıllı olmayı ve gerçeği aramayı iddiacı ve gözü pek olmakla bir tutar, böyle bir tutumun da kendinden daha yaşlı, daha güçlü insanların gazabını kendi üzerine çekmek anlamına geleceğini düşünür.”

Güçlü Olduğun Sürece Bİlgİ Güvenlİdİr!

Tarih toplumsal açıdan güçsüz olanların bilgi ile ilişkisinin silik olduğunu gösterir. Bu anlamda kadınlar, fakirler, köleler, azınlıklar ve sömürülenler için fazla şey bilmek ve arayışta olmak sakıncalı olmuştur. İnsan Olmanın Anlamı, bu sakıncanın “savunmaya yönelik yapmacık bir aptallık tavrı” ile geçiştirildiği üzerinde durur. Kaldı ki bu tip durumlarda efendiler, güçlüler ve egemen gruplar insanların öğrenme merakını kamçılamaya niyetli değildir. Zira bilgi başkaldırma potansiyelini barındırır.

Sorumluluk Almaktansa Bİlmemek Daha İyİ

Freud’un ünlü savunma mekanizmaları söz konusu olduğunda ilgisizliğin, öğrenmeden kaçınmanın ya da zorluk çekmenin bir anlamı vardır. Bilgi ve eylemin birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğu düşünüldüğünde bilmemek çoğu zaman sorumluluk almamayı ve riske girmemeyi getirir. Bu sayede başarısız olma ihtimali ortadan kalkar. Üstelik bazı güç odaklarının şimşeklerine karşı şemsiye görevi üstlenir.

Görünen o ki bilgi korkusu tüm zamanlar için geçerli. İster birey isterse toplumsal bazda olsun varlığı farklı şekillerde kendini gösteriyor ve yıkıcılığı varlığının yoğunluğuyla paralel seyrediyor. Peki tüm bunlar 21. yy’ın bilgi dünyasında ne anlama geliyor? Adına ister “enformasyon toplumu” (Masuda), ister “bilgi toplumu” (Drucker), ister “post-endüstriyel toplum” (Bell), isterse daha çok bu yeni toplumun kültür boyutunu kendisine merkez alan ve anonimleşmiş bir kavram olan “post-modern toplum” diyelim*; bu toplumun da bilgi korkusuna karşı uyanık olması gerekiyor.

Bilgi çağını yaşayanlar, artık bilginin peşinde olmanın Tanrı’nın gazabına uğramakla ya da kadınsılıktan uzaklaşmakla bir alakası olmadığının bilincindeler. Ancak bazı kaygılarla– kaynakların yitimi, statü kaybı, baş edememe- sorumluluk almaktan kaçınma tehlikesi hala mevcut. Bilmenin getirdiği rahatsızlık ve eyleme geçmemenin dayanılmaz ağırlığına karşın bazı durumlarda körleşmek pek çoğumuz açısından hala kurtarıcı. Bilgi çağında olsak bile…

*BOZKURT  V.(2003).Bilgi Toplumu”nun Getirdikleri Ve Türkiye

Yazan: Özlem Duygu Çil